- Anasayfa
- Bilim Adamları
- Cern
- Düşündüren Fizik
- Eğlenceli Fizik
- Fizik Eğitimi
- Fizik Konu Anlatımları ve Soru Çözümleri
- Fizik Plan ve Zümreleri
- Fizik Simülasyonları
- Fizik Sunuları
- Fizik Testleri ve Yazılıları
- Fizik Videoları
- Gazeteler ve Dergiler
- İletişim
- Kavram Yanılgıları
- Kişisel Gelişim
- Merak Edilenler
- Meslek Rehberi
- Nobel Fizik Ödülleri
- Olimpiyat Soruları ve Cevapları
- Öss Sınav Soruları
- Resimli Fizik
- Türk Bilim Adamları
- Üniversiteler
- Fizik Nedir
Temmuz 24, 2010

Lazer sistemi, kimyasal ve biyolojik hava saldırılarını önceden tespit edebiliyor. ANKARA – TÜBİTAK araştırmacıları, olası kimyasal ve biyolojik nitelikli hava saldırılarını çok önceden haber alan, saldırıyı tespit ve teşhis eden üstün özelliklere sahip lazer sistemi geliştirdi.
TÜBİTAK’ın Gebze’deki Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Malzeme Enstitüsü İleri Lazer Teknolojileri laboratuvarlarına kurulan sistem, çok özel nitelikli teleskop ve merceklere, lazer kaynağına, elektronik sistemlere ve sensörlere sahip. Sistem, dünyada az sayıda ülkenin sahip olduğu ileri lazer teknolojileriyle rekabet edebilecek seviyede üretildi.
TÜBİTAK MAM Malzeme Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Tarık Baykara, Avrupa ve Rusya Bilimler Akademisi üyesi ve Enstitüde Başuzman Araştırmacı Prof. Dr. Kerim Allahverdi ile önderliğini yürüttükleri özgün lazer teknolojisi sistemlerine ilişkin bilgi verdi. Doç. Dr. Baykara, 2 yıldır sürdürdükleri çalışmalarda lazer esaslı uzaktan algılama teknolojisini hayata geçirdiklerini bildirdi.
Geliştirdikleri teknolojinin uzaktan algılama esasıyla 20-40 kilometre uzaklıkta havada bulunan her türlü gazın, molekülün, parçacığın, aerosellerin tespit ve teşhis edebildiğini belirten Baykara, söz konusu teknolojinin çok geniş bir kullanım alanı bulunduğunu söyledi. Teknolojinin özellikle ulusal savunmaya büyük katkılarının bulunduğunu anlatan Baykara, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Günümüzün çağdaş savunma konsepti içinde, ulusal savunmamız açısından en kritik konulardan biri olası kimyasal ve biyolojik savaş ajanlarıdır. Bu saldırıların çok önceden ve uzaktan tespit edilmesi çok büyük önem taşıyor. Kimyasal savaş ajanının tam olarak teşhisinin yapılması ve ayrıntılı fiziksel özelliklerinin ortaya çıkarılması da savunma için önem arz ediyor.
TÜBİTAK MAM’da kurulan lazer sistemi, olası kimyasal ve biyolojik saldırılarının çok önceden haber alınması, tespit edilmesi, teşhis ve alarm sistemleri ile son derece kapsamlı savunma avantajı geliyor.
Bu teknolojik üstünlük ile Türkiye, sadece süper güç olarak nitelenen ülkelerin sahip olduğu bir teknolojik düzeyi yakaladı. Ülkemiz, bu teknolojiyle savunma alanında devrim niteliğinde sayılabilecek bir aşama kaydetti.”
Lazer sistemini, DPT desteğiyle tamamen milli olanaklarla ve Türk mühendislerin katkısıyla ürettiklerini bildiren Baykara, söz konusu teknolojinin savunma sanayinde ilgili birimlerle görüşerek projelendirme sürecini başlatmak istediklerini kaydetti.
Uzay araştırmalarında da kullanılacak
Geliştirdikleri teknolojinin sivil uygulamalar için de kullanılabileceğine dikkati çeken Baykara, şunları söyledi:
”Teknolojinin özellikle uzay, atmosfer ve iklim araştırmalarında önemli bir yeri bulunuyor. Örneğin, ekibimiz son olarak İzlanda’daki yanardağdan fışkıran toz bulutlarını inceledi.
Bu tozların fiziksel özelliklerini, incelemelerini yaptık. Aynı şekilde Sahra Çölü tozlarını da yakından takip edebiliyoruz. Uzaktan algılama sisteminin, pek çok endüstriyel uygulaması bulunuyor. Havadaki kirliliği, petrol ve doğalgaz boru hatlarındaki olası bir sızıntıyı da uzaktan tespit ve teşhis edebiliyor. Teknolojimiz, çok hassas seviyede bu gazların varlığını tespit ederek alarm verebiliyor.”
TÜBİTAK MAM’da genç yeteneklerden oluşturdukları 10 kişilik ekiplerinin sistemi kurduğunu anlatan Baykara, ”Geliştirdiğimiz teknolojiler, dünyaya pazarlanabilecek bir seviyeye geldi. Amacımız yüzlerce genç araştırmacıdan oluşan bir lazer sistemi merkezi olmak” diye konuştu.
Temmuz 24, 2010


Proje kapsamında enerji ihtiyaçlarının güneş enerjisi ile giderilmesi ve bir güneş enerji santrali için ön araştırma yapılması hedefleniyor. ANTALYA – Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin bir süredir altyapısını hazırladığı, Antalya’ya Güneşkent kimliği kazandırma çalışmaları kapsamında, dört üniversite, bir enstitü ve dernek ile bir ulusal platform topluluğunun desteklediği “Güneşkent-Yeşil-Antalya Projesi” 27 Temmuz Salı günü imzalanacak iyi niyet protokolü ile başlatılacak.
Antalya Büyükşehir Belediyesi Temiz Enerji Koordinatörü Erdem Armen yaptığı yazılı açıklamada, Antalya Büyükşehir Belediyesi, Sabancı Üniversitesi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Muğla Üniversitesi, Akdeniz Üniversitesi, Ege Üniversitesi Güneş Enerjisi Enstitüsü, Güneş Enerjisi Sanayicileri ve Endüstrisi Derneği (GENSED) ve Ulusal Fotovoltaik Teknolojileri Platformu (UFTP) tarafından imzalanacak protokolle Antalya’ya Güneşkent kimliği kazandırma konusunda uzun soluklu bir çalışma başlayacağını bildirdi.
Erdem, projenin, Antalya’da karbon salınımlarının takip ve kontrol edilerek düşürülmesinden, güneş enerjisinden elektrik elde edilmesine, yenilenebilir enerji kaynaklarının verimli kullanılmasından bu kaynakların kullanımın yaygınlaştırılmasına kadar birçok konuyu kapsayacağını kaydetti. Erdem, ayrıca konu odaklı eğitimler, bilgilendirme konferansları ve kongreleri, fuar organizasyonları ve şenlikler gibi etkinliklerle konunun zenginleştirileceğine değindi.
Hedef, güneşten daha fazla yararlanmak
Armen, imzalanacak protokolle oluşturulacak konsorsiyumun hedeflerini konusunda ise şu bilgileri verdi:
“Bu aşamada, Antalya’da kamuoyu bilinci yaratarak bireysel uygulamaların yaygınlaştırılması, kamu binaları, park, bahçe, sokak, cadde ve tarihi yerlerin enerji sarfiyatlarının güneş enerjisi ile karşılanması gibi projelerin faal hale getirilmesi, ayrıca Antalya sınırları içerisinde kurulabilecek bir güneş enerji santralinin de ön araştırma ve fizibilite çalışmalarına başlanılması hedefleniyor.”
Projeye, Türkiye’deki üniversiteler içerisinde Avrupa Birliği’nden hibe ve kredi yoluyla en fazla proje hazırlayan ve gerçekleştiren Sabancı Üniversitesi Avrupa İşletmeler Ağı Grubu’nun destek verdiğini anlatan Armen, şöyle devam etti:
“Güneş Enerjisi Merkezi’ne sahip ve Türkiye’nin en saygın üniversitelerinin başında gelen ODTÜ de projeye araştırma ve geliştirme bazında destek oluyor. Türkiye’deki güneş enerjisi sistemlerinin kurulu güç bazında en yüksek kapasitesine sahip Muğla Üniversitesi, teknik takip ve uygulama aşamalarında destek veriyor. 1979 yılında kurulan Ege Üniversitesi Güneş Enerjisi Enstitüsü de bünyesindeki araştırmacılarla güneş enerjisi, biyogaz ve uygulamaları konusunda projede yerini alıyor. Yine enstitü bünyesindeki öğretim üyelerinin başı çektiği UFTP grubu da tüm Türkiye’deki fotovoltaik konusunda çalışan yatırımcı, uygulamacı, kamu dairesi, dernek ve belediyeleri bir araya getiren grup olarak kongre ve konferans organizasyonlarına ve tanıtımlarına destek veriyor. Antalya’nın tek üniversitesi olan Akdeniz Üniversitesi de ev sahibi. Akademik birim olarak bünyesindeki Yenilenebilir Enerji Araştırma Merkezi ve Elektrik – Elektronik Mühendisliği bölümü öğretim üyeleri ile proje içerisinde yer alıyor.”
Temmuz 23, 2010
|
||||||||
|
Astronom Dimitar Sasselov Oxford’da bir bilimsel konferansta yaptığı açıklamada, geçen yıl Ocak ayında yörüngeye yerleştirilen Kepler uzay teleskobu ile yapılan gözlemlerde, Dünya’nın ölçülerine yakın 140 değişik gezegen keşfedildiğini belirtti. Bu keşiflerin ünlü gökbilimci Kopernik’in rüyalarının gerçekleşmesi anlamına geldiğini söyleyen Sasselov, Kepler uzay teleskobunun bu gezegenleri, yıldızlarının önünden geçerken ışığı çok küçük bir miktar da olsa karartmasını ölçerek belirlediğini anlattı. Son keşiflerin ardından bilim adamları, Samanyolu’nda yaşam koşullarına evsahipliği yapabilecek 100 milyon civarında gezegen olduğunu düşünüyor ve bunların içinde Dünya benzeri yaşamın sürdürülebileceği 60 kadarını iki yıl içinde belirlemeyi umuyorlar. |
||||||||
Temmuz 19, 2010
Temmuz 17, 2010
Haziran 11, 2010
Bilim adamlığı zor, mihnetli, meşakkatli ve uzun bir süreçtir. Hayatın birçok zevklerinden mahrum kalırsınız. Hele bir de öğrenciliğinizden itibaren kendinizi bu işe adamışsanız yaşamın zevklerinden mahrumiyeti peşinen kabul etmişsiniz demektir.
Yeterince eğlenemez, baharın tazeliğini, sonbaharın hüznünü candan terennüm edemezsiniz. Emirgan’da lalenin tebessümünü, gülün ihtişamını doyasıya seyredemez, Yıldız Parkı’nda ıhlamur kokularını ruhunuzun derinliklerinde soluklayamazsınız. Çünkü aklınızda hep sizi bekleyen sıkıntılı yolun endişeli serüveni vardır.
DÜNYAYI BİLİP YAŞAYAMAMAK
Gecenin son vapuru ile Beşiktaş’tan Üsküdar’a mehtap altında İstanbul’u temaşa etmek isteseniz bile taşıdığınız yükün altında ezilir, sorumluluklarınız sizi cendereye hapseder ve sahile yanaşan geminin sarsıntısı ile beyninizdeki fırtınaların dindiğini hisseder, semadaki mehtabın denizde parıldayan ışıltılarına özlemle ilk kez bakar (aslında mehtabı seyretmek üzere çıkmıştınız) ve sizi bekleyen çalışma masanıza, bilgisayar tuşlarına doğru yönelirsiniz.
Hatta aşık da olamaz, aşktaki hazzı çoğu kez doyasıya tadamazsınız. Çünkü siz mesleğinize aşıksınızdır. Çevrenizdekiler de bunun pekala bilincindedirler. Eviniz, eşiniz ve çocuklarınız sizi rahatsız etmemek, sizi incitmemek için gölge oyunu oynarlar. Eşinizin yeni aldığı giysiyi ya da yeni saç modelini günler sonra yine onun hatırlatması ile fark eder, çocuğunuzun dersteki başarısını sizinle paylaşmak için koşarak yanınıza geldiğinde içine gömüldüğünüz kitap sayfalarından başınızı kaldırıp çoğu kez ne dediğini bile dinlemeden, anlamadan “hımm, aferin sana” deyip kendinizi yine ya kitap sayfalarının arasına gömer ya da bilgisayar tuşlarına kilitlersiniz.
EVDE GEÇEN ZAMAN BİLE ASLINDA İŞE AİT
Çevrenizdekiler çoğu kez başarılarını bile sizinle paylaşmaktan kaçınırlar. Çünkü siz o anda ya yeni bir yazı uğraşı içindesinizdir, ya da ilkokul öğrencisi gibi sınavlara hazırlanmaktasınızdır ya da ameliyat ettiğiniz kritik bir hastanızın durumu sizi endişelendirmektedir,. Zamanınızın çoğu ya hastanede, ya laboratuarda ya da ailenizden uzaklarda akademik çabalarla geçmektedir. Hatta evde bulunduğunuz anlarınızın çoğu bile düşünsel olarak hastanede ya da laboratuarda geçmektedir.
Çevrenizdekiler bu durumu kanıksadıkları için kırılmazlar, eşlerinin ya da babalarının başarıları ile gururlanacakları günlerin özlemi ile sabırla bekler, dururlar. Ama sizin için durum farklıdır. Uzmanlığınız, doçentliğiniz, profesörlüğünüz bir olay olur. Aile ve tüm çevre siz eksenli olduğu için sizin her başarınız günlerce kutlanır, en uzaktakiler bile kutlama mesajları gönderir.
EŞ VE ÇOCUKLANINIZDA UNUTTUKLARINIZ
Bu arada atladığınız evlilik yıldönümleri, eşinizin, çocuğunuzun doğum günleri unutulur, yüzünüze vurulmaz. Çünkü siz bilim adamı olma yolunda çabalıyorsunuzdur. Çevrenizdeki herkes sizi büyük görür, yaptıklarınızla gururlanacağı günlerin özlemi ile bekler dururlar, hatalarınız görmezlikten gelinir.
Bu sıkıntılar tabii ki boşyere değildir. Siz bir şeyler yapmak, insanlığa yararlı olmak, doktor iseniz hastalarınıza bir şeyler yapabilmek için uğraşırsınız. Tarihsel sürece göz attığınızda insanlığın gelişiminde, dünyanın şekillenmesinde sizin çabalarınız aşikardır. Ateşi bularak devir değiştiren, yazıyı icat ederek çağ atlatan, rönesansla birlikte bir kez daha çağ atlatan sizlersiniz.
ESERİNİZ GÖRÜLÜR, SİZ UNUTULURSUNUZ
Hayatın her noktasında sizin eserleriniz görülür. Ama tarih acımasızdır. Yaptıklarınız yaşar, ancak siz unutulursunuz. Elektrikten her an yararlanır, ancak Edison’u hiç hatırlamazlar. Telefon hayatlarının ayrılmaz bir parçası olmuştur, ancak Graham Bell’in adını bile bilmezler. Ölümcül birçok hastalığın tedavisi bulunmuştur ancak hiç kimse bu buluşları gerçekleştiren doktorların adını bile araştırma, öğrenme zahmetine katlanmaz.
Bilim adamı hayatında da bilimsel hazzı yaşayamaz. Yaptıkları insanlık için büyük işlerdir, ancak maddi ve manevi karşılığını çoğu kez göremez. Emekli olurken çalıştığı kurumda sade bir emeklilik töreni düzenlenir, bir plaket ve bir buket çiçek verilir ve evine uğurlanır.
Çevrenin umutları da artık yavaş yavaş tükenir. Çünkü insanlık başka değerlere kıymet vermektedir. Topçular, popçular gündemi meşgul ederken sizin yaptığınız buluşun ya da yeni bir tedavi yönteminin ne ehemmiyeti olur?
Sizler köşenizde artık hatıralarınızla baş başa kalmaya mahkum sıradan bir insansınızdır. Başlangıçta çocuklarınız için bir ide iken onlar da hayatın gerçekleri karşısında ve gözlerinin önündeki acı gerçek karşısında prim yapıcı başka yönlere yönelirler. Çünkü onlara da miras olarak bilimsel çalışmalarınızdan başka onlar için hayat garantisi olacak mal mülk bırakamamışsınızdır.
Mesleğiniz çoğu kez sizinle başlar ve –aile ortamında-sizinle biter. Ölümünüzden bile yakın çevrenizden başka kimsenin haberi olmaz ya da günler sonra olur. Fakat idareci şahsiyetler, politikacılar, sanatçılar ve diğerleri için durum farklıdır.
YAŞAMLARI DEĞİLSE DE ÖLÜMLERİ ŞATAFATLI OLUR
Onların hayatları gibi ölümleri de şatafatlı olur. Günlerce ekranlarda haber olurlar. Bazen yüzbinler, bazen milyonlar son yolculuğuna uğurlarlar. Gazetelerde günlerce taziye ilanları yayınlanır. Geride bıraktıkları için bu durum bir teselli olur. Acıları bir nebze olsun hafifler. Çünkü ne kadar çok seveni olduğunu görürler, uğurladıkları sevdiklerinin ne kadar büyük şahsiyet olduğunu bir kez daha yaşarlar. Ve geriden gelenler için de o kişi örnek bir insan olarak her zaman yad edilir.
Bütün bu gerçeklere rağmen yine de bilimsel haz hayatın diğer hiçbir zevkine değişilmez. Çünkü evrenin sırlarını araştırmak, yaratıcı gücün evrende geçit resmi gibi önümüze serdiği sırlar dünyasını keşfe çalışmak ve keşfedilen her mucizenin karşısında yaratıcı kudrete giden yol üzerinde coşku ile yol almak ve neticede O’nu tanıyabilmek, O’na ulaşabilmek yaşamın asıl amacı, zevklerin en yücesi, aşkların en ulvisi olsa gerek…
Haziran 11, 2010
Toprağın sıcaklığıyla ısınan konutta fatura yüzde 80 azalıyor.
Doğalgaza ve kömüre gelen zamlar, ısınmada farklı yolların geliştirilmesini beraberinde getiriyor. Bir artezyen kuyusu veya yerin 2 metre kadar altına döşenecek borularla evlerde kışın ısınma, yazın da soğutma yapılabiliyor.
Binaları bu yöntemle ısıtmak, yüzde 80′in üzerinde yakıt tasarrufu sağlıyor. Böyle bir sistemi konutlara kuran Euro-House Genel Müdürü Hakkı Kocakülah, Türkiye’de fazla tanınmayan ancak yeni yeni kullanılmaya başlanan bu teknolojiden ABD ve Avrupa ülkelerinde yıllardır binlerce ev, işyeri ve okulun ısıtması ve soğutmasında faydalanıldığını söyledi.
Söz konusu sistem, ısı pompası görevi yapan bir kompresörle çalışıyor. Bu pompa, dışarıdan enerji verilmesi ile düşük sıcaklıktaki ısı kaynağından aldığı ısıyı yüksek sıcaklıktaki ortama aktarıyor. Yeraltına dikey veya yatay döşenen boruların içinden dolaştırılan su, toprağın sıcaklığını alarak ana cihaza iletiyor. Bu sayede çok az bir enerji harcamasıyla azami miktarda ısıtma veya soğutma sağlanıyor. Yazın havanın ısısı, bir ısı pompası yardımıyla toprağa veya yeraltı suyuna aktarılırken kışınsa tam tersi bir işlemle topraktan ısı çekiliyor. Binaları bu yöntemle ısıtmak, yüzde 80′in üzerinde yakıt tasarrufu sağlıyor. Bir düğmeyi açıp kapatmak kadar kolay çalışan sistem, 150 metrekare daire için ortalama 9 ile 24 bin liraya mal oluyor. Euro-House Genel Müdürü Kocakülah, topraktan ısıtma ve soğutma sisteminde kullanılan ısı pompalarının, buzdolabıyla aynı prensipte çalıştığını ifade ederek şu açıklamayı yaptı: “Bir taraf soğutulurken (buzdolabının içi), diğer taraf (mutfak) oradan alınan enerjiyle ısınır. Başka bir deyişle ısı, bir yerden başka yere aktarılır.”
Isı pompalarının, enerjiyi aldığı yere göre su, toprak veya hava kaynaklı olduğunu belirten Kocakülah, “Sistemin iyi çalışabilmesi için ısı yalıtımı çok önemli. Fransa’da Isı Yalıtım Kanunu 1970′lerde çıktı. Yalıtım yoksa, binalara elektrik bağlanmadığı gibi satılması bile yasak.” diye konuştu. Euro-House Genel Müdürü Hakkı Kocakülah’a göre sistemin yalıtımla desteklenerek uygulandığı Almanya, İsveç ve Norveç’te insanlar, iklim Türkiye’den daha soğuk olmasına rağmen daha az enerjiyle ısınabiliyor. Araştırmalara göre Almanya’da metrekarede 40-50 vat elektrik yeterliyken Türkiye’de 350-400 vat harcanıyor. Türkiye’den daha soğuk ülkeler daha az enerjiyle ısınabiliyor. Devlet, bu konuda gerekli teşvikleri yapmalı.
Pamukkale Üniversitesi Makine Mühendisliği Öğretim Üyesi ve Teknik Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rasim Karabacak ise elektrik, kömür veya doğalgaz kullanmadan yeraltındaki ısıdan faydalanılan söz konusu cihazla yüksek verimli bir iklimlendirme sistemi kurulup hem konfor sağlanacağını hem de ev ekonomisine katkı yapılacağını vurguladı. Sistemin en büyük özelliğinin, dış hava şartlarına bağlı kalmadan ve çok az enerji harcayarak ısıtma ya da soğutma yapabilmesi olduğunu anlatan Prof. Dr. Karabacak, şunları söyledi: “Toprağın veya yeraltı suyunun sıcaklığı, yaz ve kış aylarında hemen hemen sabit, 7 ile 22 derece arasındadır. Bunun enerjisinden faydalanmak suretiyle kışın ısıtma, yazın soğutma yapabiliyoruz. Fosil yakıtlı ısıtma sistemleriyle kıyaslandığında, karbonmonoksit açığa çıkmadığı için çevreyi de kirletmiyor.”
500 metrekare dubleks villa günlük 10 liraya ısınıyor
Kanada’da yıllar önce kullanılmaya başlanan bu sistemin ülkemizde kullanımı artıyor. Sistemi 500 metrekare dubleks villasına kuran Özgüven Kablo Yönetim Kurulu Başkanı Osman Karakamçı, günlük 10 liraya ısındığını söylüyor: “Sistemin kullanımından çok memnunum. Çok geniş bir alanı ucuza ısıtabiliyorum. Kim görse yaptırmak istiyor.” İstanbul Riva Konaklarında topraktan ısı kullanarak 650 metrekarelik dubleks villayı ısıtan ve aylık 390 lira elektrik faturası ödediğini söyleyen Murat Bilişik de, “Bu büyüklükte yerin ısınması normalde doğalgazla 3 milyarı bulur.” diyor.
Mayıs 19, 2010

| Işığa Düğüm Atıldı |
| Üç İngiliz üniversitesinin ortaklaşa yürüttüğü çalışmanın sonucunda ışık demetine düğüm atıldığı açıklandı. Işığa düğüm atma düşüncesi yeni değil, matematikçiler bunun olabilirliğini varsayımsal olarak ortaya koymuşlardı ancak, ilk kez fiziksel olarak gösteriliyor.
Uzayda hareket eden ışık demetinin nehirde akan suya benzetilebileceğini anlatan İngiliz araştırmacılar bu demetin düz bir çizgi halinde ilerlediğini, ancak bu çizgi üzerinde ilerlerken anaforlar, girdaplar oluşturabileceğini belirtiyor. Bu girdaplara optik girdaplar deniliyor. Optik girdapların oluşmasının nedeni ışık demetinin hareket ekseni üzerinde dönerek ilerlemesi. Işık demetinin yaptığı bu hareket bir vidanın dönme hareketine benzetilebilir. Dönme hareketi yüzünden (hareket ekseninin üzerine gelen) orta alandaki ışık dalgaları birbirlerini yok ediyor. Bu ışık demeti düz bir yüzeye yönlendirilse ortası karanlık kenarları aydınlık bir görüntü, ışıktan bir yüzük ortaya çıkıyor. Optik girdaplar, bilgisayar yardımıyla üretilmiş hologramlar sayesinde oluşturabiliyor. Bilgisayar yardımıyla oluşturulmuş optik girdaplar hücreler gibi çok küçük parçaları yönlendirmekte, mikro-motor üretiminde, yeni gezegenlerin keşfinde ve bilgisayar teknolojilerinde kullanılıyor.
Çalışmayı gerçekleştiren araştırmacılar düğüm kuramından yararlanarak bilgisayar yardımıyla hologramlar hazırladıklarını ve bunların yardımıyla da ışık demetine düğüm attıklarını açıkladılar. Matematik biliminin topoloji alanında yer alan düğüm kuramı, gündelik yaşamda gördüğümüz düğümlere (ayakkabı bağcıkları, ipler vs.) dayanıyor. Gündelik hayatımızda gördüğümüz düğümlerden farklı olarak matematiksel düğümlerin uçları birbirine ekli yani çözülmüyorlar.
Haberin görselinde ışığa atılan düğümü gösteren şekiller yer alıyor. Bu şekillerdeki renkli dairler optik girdabı oluşturmakta kullanılan hologramı gösteriyor. Derleyen: Özden Hanoğlu |
Mayıs 9, 2010
Geleceğim uğruna hayatımı planlayamıyorsam önümdeki engelleri görmek istemiyorsam nasıl ben olacağım !!!
Ben, ben olmak istiyorum. Her ben olduğum anı yaşadıkça mutlu olmak ve çevremdeki sevdiklerimi de mutlu etmek istiyorum. Alışkanlıklarımın esiri olmak, onlarla her karşılaştığımda çaresizce onlara karşı yenilmek ve her yenilgiden sonra özgüvenimi kaybetmek istemiyorum. Her kaybedişimin bana farkında olmadan yeni bir alışkanlık kazandırdığını görüp içimin içimi yemesini istemiyorum. Ben BAŞARISIZLIK ALIŞKANLIĞINI kazanmak istemiyorum. Üzerimdeki ölü toprağı misali alışkanlıklarımdan kurtulmak istiyorum. Yani yeni bir ben olmak istiyorum. Düşünüyorum nasıl diye sonunda fark ediyorum eski ben ile mücadele etmem gerektiğini artık mücadele geçmişteki ben ile gelecekteki ben arasında mutsuz, başarısız olan bir ben olmak istemiyorum. Kararlıyım gayret göstereceğim yapamadığım zorlandığım alanlarda sevdiklerimden ve dostlarımda yardım alacağım. Ama kaybetmeyeceğim, sabredeceğim biliyorum sabırla yaptığım bu mücadele bana GELECEK BENİ getirecek.
Yakup ATBİNİCİ
Mayıs 9, 2010
Almanya’nın yenilenebilir enerjide örnek gösterilen eğitim sistemi, AB projesi kapsamında Danimarka, İspanya ve Belçika ile birlikte Türkiye’ye de taşınacak
Almanya’nın yenilenebilir enerji konusunda örnek gösterilen eğitim sistemi, AB projesi kapsamında Danimarka, İspanya ve Belçika ile birlikte Türkiye‘ye de taşınacak. Proje kapsamında, meslek lisesi düzeyinde Türkiye’nin ilk ”Yenilenebilir Enerji Laboratuvarı” İzmir’de, proje ortağı okulda kurulacak. Okul, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan, yenilenebilir enerjinin meslek liselerinde dal olarak okutulması talebinde bulunacak.
Almanya koordinatörlüğünde, Ekim 2009′da başlayan projenin Türkiye’deki ortağı Buca Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi Bilgisayar Öğretmeni ve Proje Koordinatörü Buray Tüzün AIRE (Yenilenebilir Enerji Alanının Mesleki ve Teknik Eğitime Adaptasyonu) projesinin ”yenilik transferi” olduğunu belirtti. Tüzün, Almanya, Danimarka, İspanya, Belçika ve Türkiye’nin bulunduğu projenin, Almanya’da meslek liselerinde başarılı bulunan yenilenebilir enerji eğitim sisteminin, ortak ülkelere transferini içerdiğini vurgulayarak, bu kapsamda meslek lisesi düzeyinde Türkiye’nin ilk yenilenebilir enerji laboratuvarının da okullarında kurulacağını bildirdi.
Türkiye’nin bu alandaki ihtiyacı karşılanacak
Laboratuvarda simülatör enerji üretim cihazlarının bulunacağını anlatan Tüzün, şunları söyledi: ”Bu simülatörler ile önce güneş enerjisinin elektriğe çevrilmesi, güneş enerjisinin yedeklenmesi, suyu güneş enerjisiyle ısıtma ve aylarca aynı sıcaklıkta koruma uygulamaları gibi konularda öğrencilerimize bilgiler vereceğiz. Yenilenebilir enerji konusunda uzman yetiştireceğiz.
Enerji kaynakları çok sınırlı. Tüm dünya alternatif enerji arıyor. Güneş ve rüzgarın hem İzmir’de, hem de Türkiye’de önemli potansiyeli var. Bu kullanılsın, yaygınlaştırılsın istiyoruz. Bu alanda yatırımlar da gün geçtikçe artıyor. Bu nedenle, sektörün yetişmiş, işi bilen elemana ihtiyacı var. Biz Türkiye’nin bu konudaki ihtiyacını karşılamak istiyoruz.”
Tüzün, Türkiye’deki meslek liselerinde yenilenebilir enerji dalı bulunmadığını ifade ederek, önemli potansiyele sahip ve bu alanda yatırımlarını artıran Türkiye’nin yetişmiş eleman ihtiyacını karşılaması amacıyla böyle bir dal oluşturulması gerektiğini kaydetti. Projenin 2011 yılında sona ereceğini belirten Tüzün bu zamana kadar okulda laboratuvarın kurulacağını söyledi. Tüzün’ün belirttiğine göre hazırlıklar tamamlandıktan sonra Milli Eğitim Bakanlığına sunulacak ve yenilenebilir enerjinin meslek liselerinde Elektrik-Elektronik Bölümü altında dal olarak okutulması talep edilecek.






